Avusturya’nın masal kasabası Hallstatt

Bir varmış bir yokmuş, Avusturya’nın her göreni kendine aşık eden, büyülü, eşsiz güzellikte bir kasabası varmış… Bu kasabaya Hallstatt deniliyormuş… Dünya gözüyle Hallstatt’ı bir kere görenler bir daha görebilmek için durmadan hayaller kuruyorlarmış… 900 kişinin yaşadığı bu efsane kasaba Salzburg şehrine çok yakınmış…  Kahramanlarımız, Ercan, Can, Canan ve Fırtına Salzburg gezilerinde bir günü bu kasabayı gezerek geçirmiş ve birbirlerine söz vermişler; “yine geleceğiz” : )

İnsan seyahat etmeye tutkun olunca, bütün takip ettiği yayınlar, kanallar, sosyal medya hesapları hep seyahat ile ilgili oluyor… İster istemez, kendi hayallerinizi başkalarının gerçekleriyle birleştiriyorsunuz. Benim Hallstatt ile ilk defa karşılaşmam işte böyle gerçekleşti. İnternette bambaşka bir yer ile ilgili araştırma yaparken Hallstatt’a denk geldim ve “burayı mutlaka görmem gerekli” dedim. Sonra başladım beni bu kasabaya götürecek planlar yapmaya. Tavsiye ediyorum: Gözlerinizi kapatın ve hayal kurun, hayal etmek istediğiniz bir şeyin gerçekleşmesi için atabileceğiniz en büyük adım.

Gelelim, Hallstatt gezimize; Salzburg’a kadar gelmişken arabayla bir saat uzaklıktaki Hallstatt’a gitmek için can atıyordum. Sabah kahvaltımızı yaptıktan sonra yola çıktık. Hallstatt ve Salzburg arası araç ile tam bir saat sürüyor ancak iki nokta arası o kadar muhteşem manzaralar var ki dura dura, doğayı, doğanın güzelliğini içinize çeke çeke yolu tamamlayacağınız için min. 1,5 saat sürüyor diyelim : )

Hallstatt içinde 900 kişinin yaşadığı bir köy ve bu köye dışarıdan araç girmesi yasak. Köyün girişinde üç büyük otopark var ve ücret olarak korkmanıza gerek yok. Bir saat için 3 ya da 5 Euro gibi bir rakam ödüyorsunuz, Eğer 12 saate kadar aracınızı bırakırsanız toplam 10 euro gibi bir ücret çıkıyor karşınıza.

Biz de aracımızı bıraktık ve başladık kasabanın içine doğru yürümeye… Gerçekten abartmıyorum, daha otopark çıkışında buranın güzelliği tüm etrafınızı sarıyor. Biz Ekim ayının sonunda gitmemize ve Can’ın gerçekten çok hasta olmasına rağmen o kadar çok eğlendik ki ve öylesine hayran kaldık ki Hallstatt’a, her mevsim bir defa gelip görsek mi dedik… Sonbaharın her tonunu yakaladık, yeşilin bütün güzelliklerini, kırmızının yapraklara düşüşünü, sisli göl manzarasını, soğuk ama insanı üşütmeyen puslu havasını, her şeyi ile Hallstatt muhteşemdi. En uzun videolarımız buraya ait, en çok fotoğrafı burada çektik, en çok turisti burada gördük, daha sıralamak istediğim o kadar çok şey var ki… Sizi hem fotoğraflar hem de detaylarla bu masalın içine davet ediyorum.

Dünyanın en eski tuz madeni bu kasabada yer alıyor ve kasabaya da ismini tuz madeni veriyor. Hallstatt aynı zamanda Unesco Dünya Kültür Mirasları listesinde yer alıyor, kabayı baştan sona gezmeniz maksimum iki saat sürüyor, turist yoğunluğu genellikle Asyalılar ve Japonlar ama bence bu muhteşem kasabayı mutlaka görmek için bir plan yapmalısınız.

Eğer Yaz aylarında ziyaret ederseniz elektrikli bot ile göl turu yapmadan dönmeyin. Biz maalesef sonbahar olması nedeniyle bot turu yapamadık, çok içimizde kaldı : (

Elektrikli bot turu biz baktığımızda bir saati 15 euro idi…

Hallstatt Konaklama

Biz konaklama yapmadık çünkü bu kasabayı gezmek için bir tam gün gayet yeterli. Ancak konaklamak isteyecek olanlar için, benzersiz manzaralara sahip bir çok butik otel var, otel fiyatlarının oldukça yüksek olduğunu söylemeliyim aynı zamanda yüksek sezonda yer bulmak neredeyse imkansız rezervasyonlar aylar öncesinden doluyormuş…

Hallstatt Gezilecek yerler

Kasabayı baştan sona yürüdüğünüzde gezilecek yerlerin tamamını görmüş oluyorsunuz. : ) Asla yorulmayacağınız harika bir yürüyüş olacak sizin için.

Kasabanın neredeyse ortasına denk gelen Market Square / Hallstatt Meydanı, 14. Yüzyıldan kalma ve günümüze kadar çok iyi korunmuş, renkli cıvıl cıvıl bir meydan. Bu meydandan ayrılmak istemeyeceksiniz. Etrafında cafe, restoran ve oteller bululan meydanda biz gittiğimizde bir düğün kutlaması yapılıyordu. Kilisen çıkan gelin, damat ve davetliler meydanda büyük bir daire oluşturup, düğüne özel bir tiyatro sergilediler, biz ve bizim gibi bu muhteşem düğünü kaçırmak istemeyen herkes çemberin etrafında durup düğüne dahil oldu.

18. Yüzyılda inşa edilen Protestan Kilisesini de mutlaka görün ve hatta fotoğraflayın.

Geliyorum bu bloğu yazarken en çok keyif aldığım bölüme… : )

Hallstatt’a gidince nerede ne yenir, ne içilir?

Öncelikle Can’ın mutlaka blogda bahset dediği ve hatta koskoca Avusturya’da içtiği en iyi biranın da burada olduğunu söyleyerek yeme içme bölümüne giriş yapıyorum. Kendi biralarını yapıyorlar, ben hamile olduğum için içmedim ama Can elinden gelse kasa kasa bira alıp eve getirecekti, o kadar başarılı olduğunu söylüyor… Bira severler gidince denemeyi unutmayın. : )

Az önce bahsettiğim Hallstatt meydanında Cafe Derbl Restoran’ı tavsiye ediyorum çünkü biz o restorana gittik : ) Restoranın yemekleri ve tatlıları o kadar iyi ki, bayıldık. Fırtına’ya efsane bir sebze çorbası söyledik, Ercan oldukça şekilli bir balık tabağı aldı ben makarna Can da et yedi. Tüm bu yediklerimiz yetmiyormuş gibi tam çatlamak üzereyken cafe içinde ve tam arkamızda duran tatlılardan da garsonun önerisi üzerine iki koca dilim yedik. Kısacası Cafe Derbl’e ya aç gelin ve çok lezzetli yemeklerinden tatma fırsatı yakalayın ya da tok gelin ve bir dilim kek ile kahve için. Sonra manzaranın keyfini çıkarın : )

Hallstatt hakkında sayfalarca yazabilir, günlerce konuşabilirim ama bence en iyisi sizi fotoğraflarla baş başa bırakmak. Eğer Youtube kanalımıza da bir bakarsanız Hallstatt videolarımızı görebilirsiniz.

Leave a Reply