Peri Bacalarından Yıldızları Görmek…

Doğa ve tarihin bütünleştiği cennet; Kapadokya. Geçmişi 60 milyon sene öncesine dayanıyor Kapadokya’nın. Hititlerden Romalılara kadar pek çok medeniyete ev sahipliği yapmış günümüzde ise Türkiye’nin en önemli turizm duraklarından biri Kapadokya. Bana sorarsanız tam bir masal diyarı. İlk defa gidip gördüğünüzde “Allahım burası gerçek mi?” diyorsunuz… (ben öyle demiştim 🙂 )

Biz hafta sonu için gitmeye karar vermiştik yanımızda Fırtına da olunca yapabileceğimiz aktiviteler sınırlı olacaktı… İki günde iki aylık anı biriktirdim desem abartmış olmam, daha uzun kalsam hayır demezdim.

Eğer siz de bizim gibi bebeğiniz ile hızlandırılmış bir Kapadokya gezisi yapacaksanız; hafta sonu bize yeter derseniz o zaman buyurun sizi yazımın devamına alayım. 🙂

 

Adım Adım Hızlandırılmış Kapadokya Gezi Rehberi

 

Göreme Açık Hava Müzesi:

Kapadokya’ya gitmişken görülmesi gereken ilk yerlerden biri Göreme Açık Hava Müzesi. (Pigeon Valley – Güvercinlik Vadisi) Eğer bebekle gidiyorsanız; pusetini aracınızda bırakmanızı, bebeğiniz küçük ise – eğer varsa – kanguru almanızı eğer bebeğiniz yürümeye yeni başladıysa ve kanguru zamanları çoktan bittiyse kaderinize göz yummanızı ve kol gücünüze güvenmenizi tavsiye ederim 🙂 biz öyle yaptık. Fırtına’nın yürüyebileceği yerleri yürüttük, yürüyemeyeceği yerlerde kol gücümüzü kullanarak tırmandık, Kapadokya’ya kadar gelmişken; Peribacalarının dibine kadar tırmanmadan, mağara içlerine girmeden dönülür mü hiç? Tabi ki asla! 🙂

Birkaç tırmanış parkurundan oluşuyor açık hava müzesi, biz mümkün olduğunca hepsine tırmandık, taa ki ben kafamı bir peri bacasının girişindeki duvara çarpıp yıldızları görünceye kadar… Kendimi bir an galaksiler arası yolculuğa çıkmış gibi hissettim. Hayır anlamıyorum, Fırtına’yı da babası taşıyordu ben kafamı o şiddetle tavana nasıl geçirdim? Öyle şiddetli vurdum ki; peribacası yıkılacak sandık.

Açık hava müzesi girişinde çok şirin kafeler var, tırmanışları tamamladıktan sonra birer çay içmek için mola verdik. Aslında aklımda gözleme yemek vardı ama öğle yemeği planımızı başka bir restoran için saklı tuttuğumuzdan yiyemeden ayrıldık 🙁

Zelve

Göreme’de gezilecek yerler birbirine çok yakın. Açık Hava Müzesi sonrası Biz Zelve’ye geçtik. Zelve bölgesinin meydan kısmında iki adet deve duruyordu (sanırım turist gezdirmek için) Fırtına develeri görünce resmen çıldırdı. O kadar hayretle develere baktı ki, bıraksak akşama kadar orada kalıp izleyecekti. Zor ayırdık kendisini develerin yanından.

Avanos

Zelve’den sonraki durak; Avanos meşhur kilden yapılan çanak çömlekler diyarı… Ancak biz Avanos bölgesini tepemizdeki güneşin elverdiği ölçüde gezip, herhangi bir çanak çömlek atölyesine giremeden bitirmek zorunda kaldık çünkü hepimizin karnı acıktı. (yeme içme önerilerimizi ayrıca bir bölüm olarak yazacağım. Şimdi gezi rotasına devam.)

 

Derinkuyu Yeraltı Şehirleri

Kapadokya bölgesinde gezilecek o kadar çok yer ve yapılacak öyle güzel aktiviteler var ki… Hızlıca hepsine yetişmek için epey koşturmanız gerekse de buna gerçekten değiyor.

Biz buralara kadar gelmişken yeraltı şehirlerini gezmeden dönmeyelim istedik. Derinkuyu yeraltı şehirleri Kapadokya Bölgesinde bulunan 36 yer altı şehrinden en büyük olanı. Turizme 1967 senesinde açılmış, tarihi M:Ö 3000 yıllarına dayandığı varsayılıyor ancak tam olarak bilinmiyor.

Derinkuyu yeraltı şehrini gezebilmek için önce epey bir bilet alma kuyruğu bekledikten sonra içeriye girmeyi başardık. Tabi ki kucağımızda Fırtına. Hemen belirteyim, biz dar dar koridorları geçip, merdivenlerden inip çıkarken sevgili Fırti kucağımızda olduğu için keyfi çok yerindeydi. Yer altı şehirlerini ben soğuk olur diye düşündüm ama beklediğim gibi soğuk çıkmadı. Hatta biz Fırtına’yı taşımaktan yine kan ter içinde kaldık. (Merak edenler için yazıyorum kafamı yine bir odacığa geçerken çarptım ama bu defa Peribası gibi sarsıcı olmadı etkisi. 🙂 )

 Nar Gölü

Derinkuyu ve Ihlara Vadisi arasında yer alan Nar Gölü’ne de uğradık. Yol üzeri diye. Nar Gölü bir krater gölü tepeden bakıldığında şekli nara benziyor. Bunun haricinde başka hiçbir şey yok. Gölün etrafında bir gölgelik alan bile yok. Hatta bence gitmenize de gerek yok. Bizim gibi giden herkes aracından inip göz ucuyla bakıp geri dönüyordu.

Ihlara Vadisi

Yer yer derinliği 120 metreye ulaşan Hasandağ yanardağı hareketleri sonucu meydana gelmiş büyük bir kanyon burası. Doğa ve yürüyüş sevenler için muhteşem bir parkur. Ancak size yalan söyleyecek halim yok, biz bebekle o kadar merdiveni inip, parkurda yürüyüş yapacak gücü bulamadık kendimizde. Neden gittiniz diye soracak olursanız dönüş yolunda havaalanı için çizdiğimiz rotada yer alıyordu…

Balon Turu

Yapmayı çok isteyip yine yapamadığımız bir aktivite Balon ile güneşi doğurmak…

Yapamadık çünkü; daha önce balon ile bu deneyimi yaşayan herkes bilir ki; bu turu düzenleyen şirketler sizi otelinizden sabaha karşı gelip alıyorlar. Gece 03.30 civarı hazır ve giyinmiş halde bekliyorsunuz tur şirketini çünkü işin özetinde balon içerisinde güneşi doğurmak var.

Zaten gecede min. 3 kez uyanan bir bebeği balon turu yapacağız diye bilinçli olarak bir de biz uyandırıp, lahana gibi giydirip adeta eziyet yaşatmayalım istedik.  Bir de Fırtına o kadar küçük ki, biraz daha anı biriktirebileceği yaşlarda bu deneyimi yaşaması daha doğru olur diye düşündük. Çocuklar büyüyünceye kadar başka gezginlerin balon turu fotoğraflarına bakmaya devam edeceğiz. Bu da demek oluyor ki yine görüşeceğiz Kapadokya! 🙂 ( Demek ki neymiş; aynı yere ikinci defa gitmem demekle olmuyormuş bu işler. ) Balon turu için tercih edilebilecek en uygun fiyatlı firma kişi başı 150 Euro istedi bizden.

Kapadokya da nerede ne yenir, ne içilir?

Öğle yemeği için seçtiğimiz yer; Balkon Restoran. Uçhisarda yer alan ve manzarası nefes kesen belki de Kapadokya bölgesindeki en iddalı manzaraya sahip Restoran burası diyebilirim. Gelmeden önce yaptığımız araştırmalar doğrultusunda Fırtına için günün çorbası (süzme mercimek) kendimiz için de herkesin öve öve bitiremediği Kibrit Kebabından sipariş verdik ve başladık siparişlerimizi beklemeye… Geliyorum işin acı gerçeklerine;

Bekle bekle gelen yok! Fırtına’yı resmen ağlattılar bir kase çorba için 🙁 (Mekan çok dolu falan da değildi) Çorba geldikten sonra; bizim kebaplarımız da geldi ve ne açlığımız, ne restoranın manzarası, ne de Kapadokya’nın büyüsü kebabı beğenmemiz için yeterli olmadı. Kimse kusura bakmasın. Hayatımda yediğim en sıradan, en lezzetsiz hatta kötü kebaplardan biri buydu! Kayış gibi bir et; üzerine balçık gibi sıvanmış buzdolabından yeni çıkmış “dömi glas sos”, altında kibrit patatesler ama belli ki bir hafta önce hazırlanmış, onlarda buzdolabından tabağımıza koyulmuş, yemeye çalıştığımızda damaklarımızı yara içinde bırakan cinsten, sebze haşlama ve yoğurt her ikisi de aynı karma karışık baharat ile renklendirilmiş saçma sapan bir tabak geldi! Restoranın manzarası süper ama yemekleri felaketti. En güzel şey içtiğim paketli ayrandı abartmıyorum.

Manzara 10, yemekler 1 puan! Keşke Zelve’de gözleme yiyip burada da çay kahve içseymişim dedim…

Kapadokya da efsane restoranlar da mevcut. Hazır konu açılmışken devam edeyim.

Cumartesi akşamı yemeği için “Pumpkin restoran” ı tercih ettik. Pumpkin Göreme merkezde yer alıyor. Ufak bir mekan. Hem içerde hem dışarda masalar var. Dekorasyon, ışıklandırma çok şirin. Menuleri yok; her gün değişen çorba, salata, tatlı, ana yemek ve ordöv tabağından oluşan bir set menüleri var. Set menü almak zorunda değilsiniz ama eğer tercih ederseniz set menü fiyatı kişi başı 60 TL. Restorana oturur oturmaz Fırtına için iki üç çeşit anahtarlık getirdiler hediye olarak bana da güzel bir para kesesi 🙂 yemeklerin lezzetini ve ortamın samimiliğini çok sevdik.

 

Nerede Kaldık?

Biz Booking.com tavsiyelerini dinleyip; Safran Cave Otel’de kaldık. Fiyatının çok uygun olmasının yanı sıra; mağara tipi odaları çok ferah, banyosu adeta oda kadar büyük, muhteşem bir kahvaltısı ve çok güler yüzlü çalışanları olan bir otel burası. Açıkbüfe kahvaltı salonunda izlediğiniz Kapadokya manzarası muhteşem. Ayrıca otelin yeri de pek çok gezilip görülecek yere yürüme mesafesinde.

 

Leave a Reply