Çok Güzelsin Kotor

Karadağ için 4 gün ayırmıştık Balkan seyahati boyunca. Konaklamamız da Budva’da olduğu için Kotor’a bir gün ayırıp şehri görmeye gittik. Budva – Kotor arası yollar bizim Sırbistan – Karadağ arası gittiğimiz yollara kıyasla çok konforlu idi. Budva – Kotor arası araç ile yarım saat sürüyor.

Biz yine sabah kahvaltımızı Stefan Braun’da yapıp, yüzüp güneşlenip öğleden sonra Kotor’a gitmemize rağmen hava gerçekten çok sıcaktı. İyi ki sabah gelmemişiz dedik.

Çok güzel bir ortaçağ şehri Kotor. Unesco koruması altında olmasına hiç şaşırmadım. Harika bir şekilde korunmuş kale içinde gezinmek muhteşem. Aynı Budva gibi kale içi dar sokakları, kafe ve alışveriş mekanlarıyla dolu ancak Budva’daki kaleden kat kat büyük.

dsc_0161_easy-resize-com

Aslına bakarsanız yarım günde gezilebilecek kadar küçük bir şehir olan Kotor’da daha fazla kalabilmeyi çok isterdim. Kotor gibi ortaçağ’dan kalma şehirlerde vakit geçirmeyi çok seviyorum ben. Kotor’a girer girmez ilk dikkatimizi çeken şey denizin siyah rengi oldu. Budva’dan gelince mavi suların devam etmesini bekledik ancak görkemli dağların suya yansıması nedeniyle Kotor denizi bildiğiniz siyah. Tabi ki “aaaaa aynı Karadeniz” benzetmesini yaptık biz de. Yapmasak çatlardım 🙂

Kotor Körfezi’nin Avrupa’nın en büyük fiyordu olduğunu buraya gelince öğrendik. Tam bir liman kenti olduğunu da. Şehre girişte bizi dev cruise gemileri karşıladı ve gemi içinden çıkan yüzlerce turist eski şehire akın etti. O kadar ki, fotoğraf çekebilmek için kafilenin ilerlemesini beklemek zorunda kaldık.

Kotor’un daracık, cıvıl cıvıl sokaklarında gezindikçe yolumuz mutlaka görülmesi gereken St.Tryphon Katedrali ve Saat Kulesi’ne de çıktı.

dsc_0158_easy-resize-com-1

Fırtına bizimle gezerken epey direnip uyumayınca klasik her beş adımda bir fotoğraf gezimizi yaptık, en can alıcı mekanların önüne geldik ki Fırti uyumuş gitmiş. Onun uyumasını fırsat bilip Kotor’un ara sokaklarından birinde nefis bir yemek yedik Can ile.

Yemekten sonra Kotor Kalesine uzaktan baktık ancak yanımızda Puset olduğu için çıkamadık Kale’ye. Daha önce yanımızda Fırti olmasına rağmen çok kale tırmandığımız oldu ama bu defa puset olduğu ve Kaleye tırmanmak neredeyse iki saat sürdüğü için vazgeçtik.

Dünya o kadar büyük ve güzel ki aynı ülke ve şehire aslında ikinci kez gitme şansımız çoğu zaman yok. Yine de ben kalbimin bir köşesine Kotor’a belki bir gün yeniden gelirim diye not düşüyorum.

Sırbistan – Karadağ bebekli ilk road trip maceramızdan alnımızın akıyla çıkmamıza imkan tanıyan bebeğim Fırtına sen bu gezinin tek kahramanısın. Şirinliklerin, huysuzlukların, paytak ve hızlı adımların, güler yüzün, dansların ve etrafındaki her şeye şaşırmaların ile beni gezdiğim şehirlerden çok daha fazla büyüledin. İyi ki varsın ve iyi ki bizi seçmişsin anne ve baba olarak. Hayatımızda olduğun ve bize bu denli güzellikler yaşattığın her dakika için binlerce şükür. Canım oğlum benim.

(Belki merak edeniniz vardır… Budva’dan yine sabah yollara düştük, uçak biletimiz Belgrad’dan olduğu için Sırbistana geri dönmemiz gerekti. Bu defa her ne kadar yolu şaşırmayıp doğrudan Sırbistan’a ilerlesek de Balkanların virajlı ve tek şeritli yollarında yine 13-14 saat yolculuk ettik. Belgrad’a vardığımızda aç ve perişandık, ancak gözümüz yataklarımızdan başka bir şey görmedi. Ertesi sabah kahvaltı ve ardından “home sweet home” )

dsc_0174_easy-resize-com

dsc_0179_easy-resize-com

dsc_0183_easy-resize-com-1

Leave a Reply